“İsrail’in kurulması için yapılan yıkım projesidir”
15 Ekim 2014 16:48

“İsrail’in kurulması için yapılan yıkım projesidir”

Başkan Sami Aytaç; “Yahudilerin, yani Siyonizm’in akideye dönüştürdüğü Vaat Edilmiş Topraklar üzerinde Büyük İsrail’in kuruluşunu gerçekleştirmek için yürüttüğü bir yıkım projesidir”

Saadet Partisi İlçe Başkanı Sami Aytaç, aylık parti divan toplantısını parti binasında gerçekleştirdi. Toplantıya katılım bir hayli yüksek oldu. Toplantıda açıklama yapan Başkan Aytaç şunları söyledi. Başkan Sami Aytaç; “Büyük Ortadoğu Projesi, ABD’nin, inkarcı Yahudilerin, yani Siyonizm’in akideye dönüştürdüğü Vaat Edilmiş Topraklar üzerinde Büyük İsrail’in kuruluşunu gerçekleştirmek için yürüttüğü bir yıkım projesidir. Vaat Edilmiş Topraklar üzerinde Büyük İsrail’in kurulması, ABD’nin hayal ettiği bir şey değil, gerçekleşmesi için varını yoğunu feda ettiği bir inançtır. ABD’nin bu inancını gerçekleştirmek için Türkiye’yi bölmesi ve parçalaması gerekmektedir. 28 Eylül 2006 tarihinde basına yansıyan bir haberde NATO nun Roma’daki Savunma Koleji’nde verilen bir brifingde kürsüye davet edilen ABD’li bir albay, konuşması sırasında Türkiye’yi bölünmüş gösteren BOP haritasını açtığını belirtmişti. Bu haritanın bugün adım adım gerçekleştiğini görmekteyiz. Haritadaki gibi Irak üçe bölünmüştür. Suriye beşe bölünüyor. Bu haritaya göre Türkiye bölünecek ülkeler arasındadır.

“MİLLİ GÖRÜŞÜN MİLLET TARAFINDAN KABUL GÖRMESİNİ HAZMEDEMEDİLER”

Yıllarca Milli Görüş ve onun merhum lideri Erbakan hocamız, toplumu bu şer planlar konusunda uyarmıştır. Milli Görüşün millet tarafından kabul görmesini hazmedemeyen ABD, Siyonist çevreler ve işbirlikçileri İslam’ı ortadan kaldırmanın imkânsızlığı karşısında, yoğunluğunu azaltma yolunu seçmişler ve Ilımlı İslam harekâtını başlatmışlardır. Ilımlı İslam denilen şey; Müslümanların cihat şuurundan uzaklaştırılıp, Siyonizm’in abdestinde, namazında, hanımları örtülü köleleri haline getirilmesi olayıdır. Bu çalışmaların tehdidi altında olan Müslümanların, AK Partiyi bu açıdan yeniden okuması, İslam aleminin ve bütün insanlığın kurtuluşu için gereklidir. Bu okumalardan sonra ancak, Müslüman toplum önderleri, alimler ve aydınları AK Partinin, ABD tarafından Büyük Ortadoğu Projesi için geliştirdiği Ilımlı İslam siyasetinin stratejik bir ürünü olduğunu anlayacaklardır. Gerçekte AKParti, Amerika Birleşik Devletleri’nin yürüttüğü Büyük İsrail İmparatorluk siyasetinin İslam dünyasındaki taşıyıcı unsurudur. AKParti yöneticileri kendilerine biçilen bu görevi hiçbir zaman gizlememişlerdir. AK Partiye biçilen önemli görevlerden birisi de, ABD’nin radikal İslam diye tanımladığı Milli Görüş’ün şuurlu kadrolarını dönüştürme görevidir.

“AK PARTİ SAYESİNDE MÜCAHİTLİKTEN MÜTEAHHİTLİĞE, MÜTEAHHİTLİKTEN LİBERALLİĞE GEÇİŞ YAPMIŞLARDI”

AKParti bu görevinde şu ana kadar başarılı olmuş gözükmektedir. Geçmişte faizi kaldırmak, uygulamadaki bu bozuk düzeni değiştirmek, adil bir düzen kurmak için çalışan Milli Görüş’ün önemli bir kadrosu, AKParti sayesinde mücahitlikten müteahhitliğe, müteahhitlikten liberalliğe geçiş yapmışlardır. Milli Görüş kadrolarının dönüştürülmesinde iki önemli olay yaşanmıştır. Birinci olay Fazilet Partisi’nin kapatılması ve AKParti’nin kurulması, ikinci olay, Saadet Partisi’nin çökertilmesi için tasarlanmış Numan Kurtulmuş olayının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra kurulan HSP’nin AKParti’ye katılması olayıdır. Geçmişte AKParti trenini kaçırmış olmaktan pişmanlık duyan Milli Görüş’ün geride kalan önemli bir kadrosu da HSP ile AKParti’ye kapağı atarak muratlarına ermişlerdir. Bu iki olay, Siyonizm ile mücadele eden Milli Görüş’ün kendi evlatları eliyle çökertilmesi operasyonudur. Milli Görüş bu iki olaydan etkilenmiş olmakla birlikte kadrolarını yenileyerek ve çelikleşerek yoluna devam etmektedir. Milli Görüş, Saadet Partisi ile her geçen gün biraz daha güçlenerek etkinliğini artırmaktadır.

“AK PARTİ’NİN İSLAM’CA BİR SİYASET YAPMA DERDİ YOK”

AK Parti İslam’ca bir siyaset yapmıyor. AK Parti Milli Görüş zihniyetiyle de siyaset yapmıyor. AK Parti’nin İslam’ca bir siyaset yapma derdi de yok, niyeti de yok. AK Parti batıca siyaset yapıyor. Bunun için faize dünya gerçeği diyor. Bunun için biz dinsel milliyetçilik yapmayacağız, kimsenin yaşam alanlarına müdahale etmeyeceğiz diyor. Bunun için bizim referansımız AB müktesebatıdır diyor. AK Parti siyasetinin en önemli ayaklarından birisi, belki de en önemlisi ABD’dir. ABD, AK Parti siyasetinin stratejik müttefiki ve ortağıdır. Yukarıda belirtildiği gibi bu yönüyle de AK Parti ABD tarafından geliştirilen Büyük Ortadoğu Projesi ve ılımlı İslam siyasetinin bir ürünü olarak yürürlüğe konulmuş politik bir projedir. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, hazırladığı Muhafazakar Demokrasi kitabında AKParti Yayınları, Ankara 2003; Önsöz R. Tayyip Erdoğan, şunları yazıyor, Son iki yüzyıl içinde ilk defa iç dinamikler ile dış dinamikler örtüşmektedir. AKParti’yi iktidara getiren kitlelerin talepleri ile iç dinamikler ABD’nin ve AB’nin talepleri aynı çizgide birleşmişlerdir. Bu defa halkın istekleri ile Batı’nın istekleri birleşmiştir. AKParti, arkasına aldığı ABD ve AB desteği ile iktidar olmayı başarmıştır. Bu çizgisini muhafaza ederek iktidarını korumaya çalışmaktadır. Kendisine tanınan müsamahalarla İHL ve Başörtüsü gibi konularda sağladığı rahatlamalarla halkı iktidarına alet etmektedir.

“BU NÖBET DEĞİŞİMİ YENİ TÜRKİYE OLARAK TANIMLANMIŞTIR”

Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmuştur. Başbakanlığı ise Ahmet Davutoğlu üstlenmiştir. Bu nöbet değişimi Yeni Türkiye olarak tanımlanmıştır. Yeni Türkiye’nin en önemli ilk icraatı Savaş Tezkeresini çıkarmak olmuştur. Bu tezkere, ülkeye yabancı askerlerin davet edilmesini de içermektedir. Bu yabancı askerler, muhtemelen ABD ve müttefiklerinin askerleri olacaktır. Korkumuz odur ki, Türkiye’ye gelecek Amerikan askerleri hedeflerine ulaşmadan ülkeden ayrılmayacaktır. Bu ayın başında Meclis’ten bir tezkere geçirildi. Bu tezkereye göre, Mehmetçik yani TSK yurt dışına gönderilebilecek. Yani yabancı ülkelere gönderilebilecek. Acaba Mehmetçik, sizin evlatlarınız hangi yabancı ülkeye gönderilecek? İsrail’e mi, Fransa’ya mı, Almanya’ya, İngiltere’ye mi, nereye gönderilecek? İslam ülkelerine Suriye, Irak’a. Niçin gönderilecek. Oradaki kardeşlerinizi öldürsün diye. Öyle değil mi? Yabancı askerler dediğin kimler ey AKParti. Dürüst ol, doğru söyle, yabancı askerler dediğin kim? Haçlı orduları değil mi? Yani Osmanlıyı paramparça edenlerin torunları değil mi? İslam coğrafyasını kan gölüne çevirenler değil mi? Türkiye’yi IŞİD’ten koruyacakmış. Yani Haçlı orduları bizi IŞİD’ten koruyacak öyle mi? Onlara göre bölünmesi gereken ülkelerden 22 İslam ülkesinden birisi de Türkiye’dir. İşte Türkiye’ye davet edilecek yabancı askerler de bu düşünceye hizmet edecek askerlerdir. Yani bir bakıma Türkiye’yi bölecek, parçalayacak askerlerdir. AKParti siyasetinin ülkemize kazandırdığı üç şey; 1- Manevi tahribat, 2- Ekonomik yıkım, 3- Dış Politika faciasıdır.

“POLİSİMİZ VE ASKERİMİZ, BU VANDALİZMİN KARŞISINDA ELBETTE DURACAKTIR”

Kobani protestoları açık ve net bir şekilde ortaya koydu ki, Türkiye’nin istihbarat konusunda çok büyük zafiyetleri söz konusudur. Dalga, dalga yayılan ve vandalizm boyutuna ulaşan protestoların kıvılcımını ateşleyen unsur kuşkusuz HDP’nin şuursuzca kitleleri yönlendirdiği sorumsuz beyanatlarıydı. Ama siyasetin yumuşak bir geçişle halledebileceği, sorumlu davranarak kitlelerin öfkesini dindirebileceği olaylarda, hükümet yetkililerinin bile dengesiz açıklamalarla yanan ateşe benzin dökmeye çalıştıklarını görmek, inanın yüreklerimize düşen koru daha da alevlendirdi. Türkiye’nin sosyal, etnik ve kültürel tüm yelpazelerini kuşatması gereken, içişlerinden sorumlu bakanı olayların başladığı ve devam ettiği günlerde, Şiddette misliyle karşılık verilecektir diye açıklaması yapıyor. Huzur ve barışın tesisi için biz elimizden gelen her şeyi yapacağız. Sokaklar çözüm ve çare arama yeri değildir. Şiddet, hiçbir problemin çözümü olamaz. Polisimiz ve askerimiz, bu vandalizmin karşısında elbette duracaktır. Ama herkes aklını başına devşirsin, siyaset atacağı adımlara dikkat etsin gibi yumuşak ve kamuoyunun içinde biriken gazı alabilecek nitelikte açıklamalar yapacağına, Şiddette misliyle karşılık vereceğiz. Önümüze çıkanı döveceğiz diye konuşuyor.

“10 YILLIK DIŞ POLİTİKASI KELİMENİN TAM ANLAMIYLA İFLAS NOKTASINA GELMİŞTİR”

Maalesef, Türkiye’nin son 10 yıllık dış politikası kelimenin tam anlamıyla iflas noktasına gelmiştir. Stratejik müttefikimiz diyerek tüm ipleri eline verdiğimiz, Büyük Ortadoğu Projesi’nde figüran olmayı kabul ettiğimiz Amerika, Türkiye’yi Avrupa Birliği kapısında kapıkulu, Ortadoğu ülkeleri nezdinde de istenmeyen ülke konumuna düşürmüştür. Sürekli Lider ülkeyiz, büyük ülkeyiz, İslam ülkeleri nezdindeki siyasi kredibilitemiz artıyor diye gururlanıyor, böbürleniyoruz. Peki, yanı başımızdaki Suriye gerçeğinde hangi ülkenin kaç kuruşluk yardımını alabildik? Sınırlarımızı sonuna dek açtık… Yerleşim yerleri oluşturduk. Suriye’den ve Irak’tan kaçan milyonlarca kişiyi şehirlerimize aldık… Sokaklar, caddeler, en küçük yerleşim birimleri bile mülteci Suriyelilerle doldu, taştı. Şu anda sadece işin dilencilik boyutuyla ilgili sosyal dramlar ve trajediler gazetelere, televizyonlara yansıyor. Bugünün yarını da var. 10 sene sonra, 15 sene sonra, memleketin her köşesindeki şimdi Trafikte bizlere el avuç açan ve genç yaşlara ulaşan Suriyeliler, işsiz kalınca, aç kalınca, açık kalınca ortaya nasıl bir sosyal tablo çıkacak? Bunları hiç düşündünüz mü?

“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DEVREYE GİRSİN”

Şunu açık bir şekilde söylemeliyiz ki, Türkiye’de Aileden Sorumlu Bakanlıkta sosyal olayların bugünü ve yarınıyla ilgili çalışması gerekenlerin, kesinlikle ense yaptığı çok açıktır. İçişleri Bakanlığı’nda mülteciler ve yarınları üzerine hiç kimsenin kafa patlatmadığına da adımız gibi eminiz. 2 milyon mülteciden bahsediyoruz. Bu mültecilere, daha ne kadar bir tas çorba, bir kap yemek vererek durumu idare edebileceğiz? Yarın bir gün çok daha büyük bir sosyal patlama meydana gelirse, bunu kim önleyebilir? Birleşmiş Milletler devreye girsin. Bu dramı görsün. Siyasi nutuk atmak kolay… Efelenmek kolay. Kolay olmayan, Birleşmiş Milletlerin bu sosyal dramın ağırlığını Türkiye’nin üzerinden kaldıracak nitelikte bir çalışma yapmasını, bir tavır ortaya koymasını sağlayacak gücü, uluslararası arenada hissettirebilmek. Ne oldu? Bir zamanlar kanki olduğumuz Esad’ı bizlere kim düşman belletti? Amerika. Peki, Yapılacak uluslararası harekât IŞİD ile beraber Esad’ı da kuşatması gerekir” diyen bizi, “Şu anda önceliğimiz Esad değil” diyerek abondone eden kim? Amerika… Peki, hani bizim kendimize ait stratejilerimiz? Hani bizim kendimize ait dış politikamız? Biz kimin uydusuyuz? Hani biz lider ülkeydik? Hani biz stratejik olarak sözü dinlenen, politikaları öncelenen bir ülkeydik?

“ÇARE AK PARTİLİ DEĞİL, SAADET PARTİLİ OLMAKTIR”

Çünkü Saadet Partisi, Milli Görüş’ün tek temsilcisidir ve batıca değil İslam’ca siyaset yapmaktadır. Saadet Partisi halihazır faizci zulüm düzeni yerine Adil Bir Düzen kurmanın mücadelesini vermektedir. Saadet Partisi Materyalist Eğitim yerine Önce Ahlak ve Maneviyatı esas alan bir eğitimi öngörmektedir. Saadet Partisi idarede liyakat ve adaleti esas almaktadır. Saadet Partisi milletimizin özünü temsil etmiştir. Çünkü milletin kurtuluş ilacının tohumu Milli Görüştedir. Bu görüş işbirlikçi ve gayri milli iktidarların bütün tahribatını önlemiş ve tedavi etmiştir. Milli Görüş, bu milletin İsrail’e vilayet olmasını ve parçalanmasını engellemiştir. Milli Görüş, Türkiye’yi aslına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir. Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır. Bunlar: 1- Yeniden Büyük Türkiye’yi kurmak, 2- Yeni Bir Dünyayı kurmaktır.

“HALKI ÜSTÜN TUTMAK VE HAKKI SAVUNMAKTIR BİZİM AMACIMIZ”

Kim bunları istiyorsa Milli Görüş’te, Saadet Partisi’nde yerini almalıdır. Kim maneviyatçılık olmadan, sorumluluk ve hesap duygusu taşımadan saadet olmayacağına inanıyorsa, kim, hakkı üstün tutuyor, haklıyı savunuyor ve zulme karşı çıkıyorsa, kim, barışı korumak, savaş ve anarşiden kurtulmak istiyorsa, kim, milletiyle, ülkesiyle ve devletiyle bütünlük içinde varlığını ve bağımsızlığını sürdürmeyi amaçlıyorsa, kim, tarihteki şerefli yerini tekrar almayı hedefliyorsa, kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa, kim, gerçek bir hürriyet ve temel insan haklarının kollandığı, kâmil manada din hürriyetine sahip bir ülkenin hasretini çekiyorsa, kim, mutlu bir hayat düşlüyorsa ve her kim, Önce Türkiye deyip, milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar bir an evvel Milli Görüş yani Saadet Partisi saflarına katılmalıdır” dedi.

BENZER HABERLER
X