“Ekonomiye emir veremezsin!”
Saadet Partisi İlçe Başkan Yardımcısı Halil Özbay; “Özelleştirme adı altında memleketin verimli ve en stratejik kurumları birer, birer satılıyor.
Bundan dolayı ekonomiyi kontrol edemiyor
Saadet Partisi haftalık toplantısı parti binasında gerçekleştirdi. Toplantı Saadet Partisi İlçe Başkan Yardımcısı Halil Özbay başkanlığında gerçekleşti. İlçe Başkan Yardımcısı Halil Özbay yaptığı açıklamada; “Değerli arkadaşlar yaklaşık 10 senedir, üretim dışında her şeyin yapıldığı bir ekonomik tabloyla karşı karşıyayız. Memleketin en verimli, en stratejik kurumları birer, birer satılıyor. Özelleştirme adı altında birileri gelir getiren, ömürleri boyunca da gelir getirmesi garanti fabrikaların üzerine oturtuluyor. Devlet fabrika yapmaz, işletmez, mantığıyla, her kurum kapitalist bir zihniyetle elden çıkarılıyor. Yol yapılıyor, duble yol yapılıyor, havaalanı yapılıyor. Ama resmi rakamlara göre yüzde10’a ulaşan, gayri resmi rakamlara göre ise yüzde 25’den daha aşağı olduğunu düşünmediğimiz işsizlerimiz için iş alanları, fabrikalar, büyük sanayi fabrikaları yapılmıyor. Türkiye, teknoloji üreten değil, teknoloji tüketen bir kimlik sergiliyor. İnsanların tıkış tıkış doldurduğu AVM’lere baktığınızda, beyaz eşyaların, ileri teknoloji gerektiren cep telefonlarının, bilgisayarların, tabletlerin neredeyse tamamının yabancı menşeli olduğunu görmeniz mümkündür.
“UYGULADIĞINIZ SİSTEMİN KAZANANLARI TIKANDI KALDI”
Çünkü teknolojiye yatırım yapılmıyor. Yerli sermayenin yabancı ürünlerle rekabet edebilmesini sağlayacak bir Kur Modeli uygulanmıyor. Şimdi, yine geldik filmin bir başka sahnesine. Faiz indir,faiz indir kavgası sonrasında, küresel emperyalistlerin ve dolar babalarının da devreye girmesiyle dolar aldı başını gitti. Uyguladığınız sistemin kazananları tıkandı kaldı. Ara malı, parça getirerek üretim yapanlar perişan oldu. Doların yükselmesi bize bir şey yapmaz diyenler gitsinler benzin pompalarını seyretsinler. Dolar çıkarsa özel sektörün ödeyecek 866 milyar borcu var. Herkese emir verebilirsin, ama ekonomiye emir veremezsin. Ekonominin kuralları acımasızdır. Madem emir vermeye meraklısınız, doları yükseltenleri de bir hazır ola geçirmelisiniz. TÜİK’İN, 2014 yılı verilerine göre işsizlik yüzde 9,9 a çıkmıştı. Hesaplama yöntemi değişmiş, işsizlikte düşüvermiştir. Bu işler bu kadar kolay değildir.
“İŞİN KÖTÜSÜ, İŞSİZLİK SALT BİR İSTATİSTİKİ VERİYE İNDİRGENİYOR”
Önceki yöntemde son 3 ay içinde iş başvurusunda bulunan ve işe yerleştirilmemiş olanlar işsiz sayılırken, yeni yöntemle son 4 haftalık periyotta iş aramayan bir işsiz, iş bulmuş sayılmıyor ama işsiz de sayılmıyor. Demek ki işsizden işsize fark vardır. Ekonomiyi sadece faiz, döviz ve borsadan ibaret görenler, hayat pahalılığı ve geçimle birlikte en ciddi ekonomik mesele olan işsizliğin i sini dahi telaffuz etmiyor. Siyasi açıdan maliyeti yüksek bir konu ve gündeme gelmemesi/getirilmemesi, halkın ilgisinin uyanmaması da işlerine geliyor tabi. İşin kötüsü, işsizlik salt bir istatistiki veriye indirgeniyor. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda da çok ciddi toplumsal sonuçları olan işsizlik, işsiz insanlar, rakama indirgenemeyecek kadar önemlidir. Bir insanın işsiz kalması, o insanın hayatını idame ettirecek maddi imkandan da yoksun kalması demektir. Geçim sıkıntısı bile daha sonra geliyor. İşsiz adamın, cebinde parası yok, evini geçindirecek, ihtiyaçlarını karşılayacak imkanı yok. İşsizlik hayatını idame ettirmesine yönelik bir tehdit oldu.
“BU İŞSİZLİK TOPLUMUN CİDDİ BİR HASTALIĞI OLDU”
Son dönemde delicesine bir artış gösteren toplumsal suç vakalarında, toplumun ruh sağlığının bozulmasında da önemli bir etken oldu. Suç işleyenlerin veya ruhsal durumu bozulanların durumu tarif edilirken uzun zamandır işsizdi ifadesine yabancılık duymuyoruz. Bu işsizlik toplumun ciddi bir hastalığı oldu. Hele bir de uzun süreli işsiz olan insanları düşünün. Toplumun ruh sağlığının bozulmasında birçok etken var, ancak maddi sıkıntılarla beraber işsizlik de başta geliyor. Buna rağmen, her gün sabahlara dek tartışmaların, konuşmaların sürdüğü bir ortamda işsizlik diye bir sorun adeta yok sayılıyor. Bir tesadüf olmasa gerek, bilinçli bir tercih bu durum. İşsizlik rakamlarında çok çarpıcı ve vahim noktalar var. Mesela, yükseköğrenim okumak işsiz kalmayı kolaylaştırıyor. Hayatını kurtarmak için okuyan gençlerin, işsizler ordusuna nefer olma ihtimalleri de artıyor. Zaten böyle bir tuhaflık anca bize özgü olabilirdi.
“OKUMA YAZMA BİLMEYEN DAHA ŞANSLI OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”
Okuma-yazma bilmeyenlerin yüzde 6.3’ü işsizken, ilkokul mezunlarının yüzde 7.8’i, lise mezunlarının yüzde 11.9’u işsizdir. İşsizlik oranı, yükseköğrenim mezunları arasında ise yüzde 10.6. Yani, okuma-yazma bilmeyen biri, üniversite bitirmişe göre iş bulma anlamında daha şanslıdır. Ama üniversite mezunları her işi yapmadığından dolayı itirazı da geçerli değil. Fizik mezununun kredi kartı sattığı, öğretmenlerin tezgahtarlık yaptığı, iktisat mezunlarının müşteri temsilcisi olduğu, mühendislerin pazarlamacılık yaptığı bir işgücü piyasasından bahsediyoruz artık. “Okumuş insanların, iş bulma konusunda okuma yazma bilmeyenlerden kötü durumda olması bile gündem olamıyor. Türkiye’de. Yakında aileler çocuklarına okuyup da işsiz mi kalacaksın” şeklinde açıklama yaptı.