‘Dünya, katliamı görmemezlikten geliyor’
Saadet Partisi Gölcük İlçe Gençlik Kolları, haftalık toplantılarını önceki akşam gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan Gençlik Kolları Başkanı Küçükateş, “Doğu Türkistan’da Müslümanlar sadece oruç tutuyor diye katlediliyor ve
Saadet Partisi Gölcük İlçe Gençlik Kolları, haftalık toplantılarını önceki akşam parti binasında gerçekleştirdi. Toplantıya; Saadet Partisi Gölcük Gençlik Kolları Başkanı ve yönetimi eksiksiz katılım sağladı. Toplantıda açıklama yapan Saadet Partisi Gölcük Gençlik Kolları Başkanı Recep Küçükateş şunları söyledi: “Ben sözlerime efendimizin bir hadisi şerifi ile başlamak istiyorum. ‘Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluştur.’ Ya rabbim bizi ramazanın sonunda cehennemden kurtar. Ya rabbim Müslüman kardeşlerimiz dünyanın dört bir yanında şehit olurken, zulüm altında inim inim inlerken elimizden bir şey gelmiyor. Ancak biz basın açıklamalarıyla yanında olmaya çalışıyoruz. Dilsiz şeytan olmaktan sana sığınıyoruz. Ya rabbim milli görüş camiası olarak 1969’dan beri hocamızın açmış olduğu bu yolda hep hakkı savunduk, hep hakkın yanında olduk. İslam birliği sevdamızdan vaz geçmedik. %30 da olsak İslam birliği dedik. %2 de olsak İslam birliği dedik. Hep Müslümanların yanında olduk. Şahit ol ya Rabbim, şahit ol, 66 yıldır Çin yönetimi işgali altındaki Doğu Türkistan’da Müslümanlara yönelik baskı ve zulümlere devam ediyor. Hazreti İsa’dan beri yaklaşık altı yüz yıl sonra insanlığın yeniden vahiyle buluştuğu bir ay olan mübarek Ramazan günlerinde işgalci Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik baskıcı uygulamaları işkence ve öldürmeye kadar varabilmektedir.
‘MEMUR, ÖĞRENCİ VE İŞÇİLERE ORUÇ TUTTURMUYORLAR’
İşgalci Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik baskı ve tahakkümünün artırmasında özellikle Ramazan ayını seçmesi Müslüman halkı provoke etmeye yönelik bir stratejidir. Provokasyonların amacı Doğu Türkistan’ın Müslüman halkını kışkırtıp uluslararası kamuoyuna haksız gösterme çabasıdır. Oysa gerçekte olan işgalci Çin polisinin dur ihtarı bile vermeden Müslümanları vurup öldürmesidir. Geçtiğimiz hafta içerisinde sadece ve sadece oruç tuttukları için yüze yakın kardeşimiz şehit edilmiştir. Yaşanan arbedelerde tartaklanan ve yaralanan kardeşlerimizin sayısı belli değildir. İşgalci Çin yönetimi, Müslüman devlet memurlarının, öğretmenlerin, öğrencilerin ve işçilerin oruç tutmasına müsaade etmemektedir. Aynı şekilde namaz kılmalarına da müsaade etmemektedir. Kişilerin evlerinde bulunduracağı Kur’an-ı Kerim ve seccade sayısına kadar müdahale edebilme hakkını kendinde gören bir yönetimin, insan hak ve özgürlüklerinin ne kadar uzağında olduğu aşikârdır. Oruç tutmayı, namaz kılmayı yasaklamak bizim anlayışımıza göre firavunlaşmaktır. Çin yönetimi aynı zamanda Müslümanların etnik kimliğine yönelik asimilasyon politikaları yürütmektedir. Bunun adı da faşizanlıktır. Müslümanlara ait lokanta ve benzeri yerlerin Ramazan’da gün boyunca açık olmasını ve her birinde alkol satışı yapılmasını istemekte olması yine inanç hürriyetine aykırı bir uygumladır. Müslümanlara zorla alkol içirmenin zorbalıktan başka bir izahı yoktur.
‘TÜRKİYE TEYAKKUZ HALİNDE OLMALIDIR’
Saadet Parti olarak yetkililere tavsiyelerimiz şunlardır. Doğu Türkistan’da olup bitenlerin dünya kamuoyu ile paylaşılmasına imkân verecek tarafsız gazetecilerin ve gözlemcilerin bölgeye gitmesi sağlanmalıdır. İşgalci Çin yönetiminin bu uygulamalarına karşı İslam ülkeleri, uluslararası insan hakları platformları kurmalı ve Türkiye teyakkuz halinde olmalıdır. Müslüman öğretmenlerin, öğrencilerin, memurların ve işçilerin din ve vicdan hürriyetine yönelik baskıların kaldırılması için Çin yönetimi uyarılmalıdır. Müslümanlara ait işyerlerinin ve evlerin 7/24 gözetim altında tutulması evdeki kitaplara ve mutfak aletlerine kadar müdahalelerin olmasına son verilmelidir. Aynı şekilde tesettür yasağına da son verilmelidir. Öte yandan Müslümanlara yönelik zulüm ve baskılar sadece Doğu Türkistan’da değildir. Arakan’dan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne İslam coğrafyasında şiddet ve terör olayları devam etmektedir. Irkçılık ve mezhepçilik yapılarak bir yol alınamayacağı ortadadır. Türkiye bölgede huzur ve barış istiyorsa mutlaka, ama mutlaka İran, Irak, Suriye ve Mısır ile birlikte hareket etmelidir. Biz bu coğrafyada Türk’ü ile Kürt’ü ile Arap’ı ile Fars’ı ile birlikte barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Biz bu coğrafyada Müslüman ya da değil kimsenin saçının teline zarar gelmesin istiyoruz. Biz bu coğrafyada insanların hak ve hukuklarının gözetilmesini, kimseye ikinci sınıf muamele yapılmasını istemiyoruz.”