Bu müzeye girenler duygularına hakim olamıyor
Kartepe’deki Hadim-ul Harameyn Kutsal Emanetler Müzesi, Sakal-ı Şerif, Kabe anahtarı ve sahabe kılıçlarının da aralarında bulunduğu 93 eseri ziyaretçilerle buluşturuyor. Eserleri yakından gören ziyaretçiler duygu dolu anlar yaşıyor
Kartepe’de ilçesindeki Hadim-ul Harameyn Kutsal Emanetler Müzesi, Sakal-ı Şerif, Kabe anahtarı ve sahabe kılıçlarının da aralarında bulunduğu 93 eseri ziyaretçilerle buluşturuyor. Türkiye'nin halka doğrudan açık ilk özel mübarek emanetler müzesi olduğu belirtilen mekanda, eserleri yakından gören ziyaretçiler duygu dolu anlar yaşarken bazı vatandaşlar gözyaşlarına hakim olamıyor.
200 METREKARELİK ALANDA
Kartepe ilçesinde turizm destinasyonlarından Cam Teras mevkiinde yaklaşık 200 metrekarelik alanda kurulan mekanda; Sakal-ı Şerif'ten Kabe örtülerine, sahabe kılıçlarından Hazreti Hüseyin'in kanlı gömleğine ait olduğu belirtilen parçaya kadar 93 eser sergileniyor. Yaklaşık 8 yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığı kaligrafi sanatçısı Güvenç Taşer tarafından kurulan sergi, girişinde yer alan "Bizi Okuyun" ifadesiyle salt bir sergi olmanın ötesinde, eserlerin arkasındaki değerleri ve İslam tarihine ait hikayeleri ziyaretçilere aktarmayı hedefliyor.
‘İNSANLARI İSLAM'IN DEĞERLERİYLE BULUŞTURMAK İSTİYORUZ’
Müzenin kuruluş sürecini anlatan Güvenç Taşer, kaligrafi sanatıyla ayet ve hadisler yazarak insanların gönlüne dokunmayı hedeflerken mübarek emanetlerle bu yolu genişlettiklerini belirtti. Taşer, "İlk elimize Kâbe anahtarı ve kesesi geldi. O kadar duygulu, o kadar sıcak bir his verdi ki içimize. Hatta o zaman kızlarımız bebeklerdi, parçaları onlarla beraber açmıştık. Ben bakanlık sanatçısıyım; kaligrafi alanında. Genelde ayet ve hadisler yazardık. Bunlarla insanların gönüllerine dokunmayı arzuladık. Bunu ileriki boyutlara taşımayı düşündük ve Rabbim bize nasip etti. Türkiye'de bu işe girişmek gerçekten çok riskli. Bizim bu sergiyi kurmaktaki amacımız, insanları İslam'ın değerleriyle buluşturabilmek ve bu eserlerle temas kurabilmelerini de sağlamak" dedi.
‘ORİJİNALLİKTEN ÖTE HİKAYELERE ODAKLANILMALI’
Ziyaretçilerin genellikle eserlerin orijinal olup olmadığını sorduğunu aktaran Taşer, şöyle devam etti: "İnsanlar genelde bu parçanın orijinal olup olmadığını sorarlar. Mesela orada parçanın orijinal olup olmamasından çok daha ötede şunu düşünmek lazım; Hazreti Hüseyin o yolculuğa çıkacağı zaman öleceğini biliyordu. Belki katledileceğini bile biliyordu. Peki Hazreti Hüseyin öleceğini bildiği halde, belki 4 bin - 5 bin kişilik bir orduya karşı öleceğini bildiği halde o yolculuğa neden çıktı? Onu o yolculuğa götüren süreç ve hissiyat neydi? Orada aslında Hazreti Hüseyin'in yapmak istediği şey, benim kendimce okuyabildiğimdir tabii, bu İslam'ın izzetini muhafaza edebilmesiydi. İçindeki İslam'ın izzetini muhafaza edebilme kuvveti o kadar güçlü geldi ki, bu uğurda ölüme karşı koyabildi, ölümle yüzleşmeye göze alabildi. Sergimizde ayetlerimiz var. Müslümanların kendilerini sorgulamaya itebilecekleri sorular var. Mesela bunlardan bir tanesi; 'Müslüman mı doğdum, Müslüman mı oldum?' Müslüman olmakla Müslüman doğmak arasında muazzam farklar var. Genellikle Müslüman doğulan toplumlarda insanlar Müslüman doğmuş olmayı, Müslüman olmak kabul ettikleri için İslam'a dair birçok soruyu kendilerine sormuyorlar. Bizim sergideki asıl gayemiz, insanların bu ruhu anlayıp İslam'a dair kendileriyle bir sorgulama sürecine girebilmelerini sağlamak."
YAKLAŞIK 93 PARÇA BULUNUYOR
Müzede yaklaşık 93 parçanın sergilendiğini belirten Taşer, eser sayısının her geçen gün artırılmaya çalışıldığını söyledi. Parçaların her birinin kendisi için ayrı bir değere sahip olduğunu ifade eden Taşer, müzede Hazreti Muhammed'in Sakal-ı Şerif'i, Kâbe anahtarı, kesesi ve Kâbe örtülerinin yanı sıra çeşitli mübarek emanetlerin bulunduğunu aktardı.
Eserlerin yaklaşık 70'inin orijinal olarak müzeye ulaştığını belirten Taşer, "Biz burada bu parçaları yüz binlerce insanlara gösteriyoruz. Ben bunun vebalini alamam. 'Doğrusunu Allah bilir' diyorum. Bir Kâbe'nin örtüsünü Kâbe'nin duvarına çıkıp alabilme şansım var mı? Kesinlikle yok. Belge sorarlar, belgemiz var mıdır, tabii ki vardır. Kâbe'nin toprağı vardır mesela; benim elime kazma kürek alıp da Kâbe'nin etrafına gidip Meş'ar-i Haram denilen mübarek noktalardan o toprakları bizzat kendim çıkartma şansım yok" diye konuştu.
‘HER BİR PARÇADA O DUYGUSALLIĞI YAŞIYORLAR’
Taşer, müzede mübarek kabul edilen eserlerin yanı sıra ibret amacı taşıyan farklı eserlerin de bulunduğunu belirtti. Bu kapsamda Firavun'a ve Pompeii'de taşlaşan insanlara ilişkin tasvirlerin sergilendiğini aktaran Taşer, ziyaretçilerin yalnızca mübarek emanetlerle değil, ibret alınabilecek eserlerle de karşılaşmasını amaçladıklarını söyledi. Müzenin Türkiye'de halka doğrudan açık ilk özel Kutsal Emanetler Müzesi olduğunu ifade eden Taşer, ziyaretçilerin sergi alanına girdiklerinde şaşırdıklarını dile getirdi. Yaklaşık 200 metrekarelik kapalı alanda hizmet veren müzede ziyaretçilerin kalış sürelerinin değiştiğini belirten Taşer, bazı kişilerin müzeyi 5 dakikada gezdiğini, bazılarının ise saatlerce içeride kaldığını söyledi. Taşer, bazı ziyaretçilerin eserleri gördüklerinde duygusal anlar yaşadığını da aktardı. Güvenç Taşer, "Perdeyi açtıkları andan itibaren 'Aman Allah'ım' diyerek gezmeye başlıyorlar. Her bir parçada o duygusallığı yaşıyorlar. Kimileri perdeyi açtıkları gibi ağlamaya başlıyor. 'Abi ben buraya geldim hiçbir şeyin farkında değilim ama ben neden ağlıyorum?' diyenler olabiliyor" şeklinde konuştu.
SAKAL-I ŞERİF'İN ÖNÜNDE DİZLERİNİN ÜZERİNE ÇÖKTÜ
Gezici sergiler döneminde yaşadığı bir olayı da anlatan Taşer, 60'lı yaşlarında bir kadının Sakal-ı Şerif'i görmek için sergiye geldiğini söyledi. Sergi alanına ayakkabıyla girilebildiğini belirten Taşer, kadının ayakkabılarını dışarıda bırakarak içeri girdiğini ve Sakal-ı Şerif'in yerini gösterdiğinde dizlerinin üzerine çöktüğünü anlattı. Kadının yaklaşık 10-15 dakika bu şekilde kaldığını ifade eden Taşer, şunları söyledi: "Ayakkabılarla girilen yere teyze dışarıda ayakkabılarını bıraktı ve içeriye ayaklarıyla beraber girdi. 'Teyzeciğim içeriye ayakkabılarla girebilirsiniz' dedim. 'Oğlum sen bana karışma, sadece Sakal-ı Şerif'in yerini bana göster' dedi. 'Peki teyzeciğim' dedim, gösterdim yerini. Teyzem orada dizlerinin üstüne çöktü. 10-15 dakika orada kaldı. Neler hissetti, neler gördü, neler yaşadı bilmiyorum. Daha sonra teyze oradan çıkarken hiçbir şekilde sırtını Sakal-ı Şerif'e dönmeden geri geri çıktı ve bana 'Sakal-ı Şerif orijinal mi?' diye sormadı." Mübarek emanetlere yaklaşımda akıl ve kalbin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Taşer, İslam ve mübarek emanetler söz konusu olduğunda duyguların yanı sıra aklın da devrede olması gerektiğini söyledi. Taşer, "Aklın varlığını her bir şeyin içerisine müdahil etmemiz gerekir. Buna özellikle mübarek emanetler noktasında çok dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum" ifadelerini kullandı. İHA