Aytaç:Aileleri bile kutuplaştırdılar
Başkan Sami Aytaç; “Taraf olmayan bertaraf olur, ya bendensin ya ondan, siyasetiyle aileleri bile kutuplaştırarak çatışmaya girdiler”
Saadet Partisi ilçe başkanı Sami Aytaç haftalık toplantısını parti binasında gerçekleştirdi. Toplantıya parti yönetim kurulu üyeleri katılım sağladı. Toplantıda açıklama yapan İlçe Başkanı Aytaç; “2014 yılı Üst üste yaşanan maden kazaları, borçla dönen esnafın durumu, Kobani’de yaşanan çatışmaların bahane edilerek ülkemizin ateşe verilmek istendi. TÜİK’in asgari geçim bedelini 1.425 TL olarak açıklamasına karşın asgari ücretin yine890 TL oldu. Çözüm süreciyle meşrulaştırılmak istenen PKK terörü, sokakların ve okul önlerinin uyuşturucu bataklığı haline getirdiler. Devletin borcunun 600 milyar liranın üstüne çıkması, boşanmaların artması, ahlaki erozyon, halkın sağlığını tehlikeye atan tüccarlara engel olunmadı. Türkiye’nin dış politikada edilgen bir hale getirilmesi, başlıca ülke sorunlarına yönelik hiçbir sağlıklı çözüm ortaya ne yazık ki konmadı. Buna karşın ‘taraf olmayan bertaraf olur, ya bendensin ya ondan, siyasetiyle kutuplaşma hanelerin içine kadar sokuldu. Hanelerde baba oğluyla, karı kocasıyla bu kutuplaşma sonucu çatışmaya girdiler.
“SİYASET SADECE OY İÇİN YAPILDI”
Dış politikada irtifa kaybeden, sözü dinlenmeyen bir ülke haline gelen Türkiye’nin, Suriye, Irak, Ukrayna’da yaşanan vahim olaylarda etkin rol oynayamadı Türkiye buralarda adeta emir eri gibi batılı güçlerin istekleri doğrultusunda pozisyon alan bir konuma geldi. Halkın milli ve manevi duygularını okşayan kimi çıkışlarla da imaj çalışması yapıldı. 2014 yılını başlıklar halinde aşağıdaki gibi değerlendirmek pek mümkündür. Aşağıda da görüleceği üzere ülkemiz sanayi, kalkınma, refah, sanat, tarih, estetik, irfan, tarım ve kültür eksenli bir gündem ne yazık ki yaşamadı. Maalesef 2014 yılı da son 12 yılda olduğu gibi politik yoğunluklu sığ polemiklerle geçti. Siyaset sadece oy için yapıldı.Ne yazık ki ülkemiz zaman kaybetti. Türkiye 2015’e ise yine bu kaos ve kutuplaşma havasında girecek. Yaklaşmakta olan seçimlerde yine bunun üzerinden beslenilmeye çalışılacak. Halkımızın önümüzdeki haziran ayında yapılacak seçimlerde bu duruma, Artık Yeter, diyeceğinden şüphemiz yoktur.
“İÇERDEKİ DÜŞMAN MUHALEFET VE MUHALEFETİN GEÇMİŞİDİR. DIŞARIDA İSE, İSRAİL’DİR”
Farkındaysanız hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Davutoğlu, yapmış olduğu siyasi konuşmalarda safları ayrıştıran ve kendi taraftarını sıkılaştıran bir dil kullanmaktadır. Bunu sağlayabilmesi için hem içerde hem de dışarıda bir düşman olması gerekmekteydi. İçerdeki düşman muhalefet ve muhalefetin geçmişidir. Dışarıda ise, İsrail’dir. Kitleleri politiğe etmek gerekti. Başka türlüsü çok kolay olamazdı. Algı oluşturup, algıları yönetmek ancak TV ve gazetelerle olabilirdi. Şimdiye kadar siyasetçilerin yapmış olduğu çalışmaların dışında, bilimsel çalışma yaparak kalmayı başardılar. Oysa dikkat edildiğinde görülecektir ki, söylemleri ile yaptıkları örtüşmüyordu. Kısa zaman önce bunu paralı askerlik yasasında ve gördük. İçteki durumu, değişim, dönüşümü gözden kaçırmak için mutlaka bir dış düşmana ihtiyaç vardı. one minute’ler, Mavi Marmara’lar, Siyonist İsrail söylemleri devreye giriyordu. Tayyip Erdoğan bir anda büyük kahraman, İsrail’e karşı Ortadoğu’nun büyük lideri oluvermişti.
“SURİYE, ERDOĞAN TARAFINDAN BİRDEN CAN DÜŞMANI İLAN EDİLDİ”
Hemen devreye Esad girdi. Esad’la onca canciğer kuzu sarması durumundan, birden neden düşman durumuna geçmişlerdi? Esad gündemdeyken İsrail’in artık süratle düşman konumundan sessizce çıkarıldı. Zaten bunun zamanı gelmişti. Bu arada PKK meselesinin de Amerikan isteği doğrultusunda düşman konumundan çıkarılmalıydı. O zaman ne yapmak lazımdı? Tabi ki yeni plan, yeni bir algı devreye girmesi gerekiyordu. Dolayısıyla acilen yeni bir düşman bulunmalıydı. İsrail ve PKK’nın yerine. Hemen bir düşman oluşturmak ve kitleleri yönlendirmek lazımdı. Lazımdı ki halkın dikkati o yöne kaysın. Hem medya hem de insanlar konuşacak bir konu bulsun. Amaçlanan yol inşaatı tamamlansın ve bir yol kazası olmamalıdır. Bu da yetmedi. Asıl düşmana İran’a ön düşman olarak Suriye Anti, demokratik, bağnaz ve zalim ilan edildi. Canciğer kuzu sarması dostluk durumundan Suriye, gene Erdoğan tarafından birden can düşmanı ilan edildi. Yani, İsrail’in düşman konumundan çıkarılmasına karşın, alternatif düşman yine Suriyeilan edildi.
“PERİYOTLARI TÜRKİYE SINIRINA KONUŞLANDIRILMASINA İZİN VERDİ”
Erdoğan; İsrail’e yaptığı bütün diklenmelerine karşı sanki “özür “ mahiyetinde, İsrail’in korunmasına yönelik Füze rampalarını, Patriotları Türkiye sınırına konuşlandırılmasına izin verdi. İsrail’le ticaret büyüdü. Son olarak da NATO’da İsrail’in üyeliğine onay verdi. Çoğu gazetenin sütunları arasında kalan, Jerusalem Post gazetesinin yayınlayıp Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının doğruladığı habere göre, Türkiye’nin de onayıyla İsrail bundan böyle NATO’nun ortak üyesi olarak ittifakın seminer ve çalışmalarına katılabilecek. İsrail’in resmi müttefikimiz olmasını resmen kabul ettik! Her ne kadar 2013’teki NATO tatbikatları konusunda bir plânlama yapılmadığı belirtilse de, NATO üyesi olmayan İsrail, bundan böyle NATO’nun bütün askerî programlarına katıldığı gibi NATO nezdinde daimî temsilcilik kuracak. Türkiye, ilişkilerde doğrudan bağlantılı olarak İsrail’le daha güçlü bir ortaklık ve dayanışma içinde olacak One minute’nin yerini Yes Allright Evet, tamam, Peki aldı sanırım. Yıllardır, Türkiye tarafından veto edilen ve NATO’ya üye olamayan İsrail, artık AK Parti sayesinde NATO üyesi oldu.
“İSRAİL’E EL ALTINDAN İLİŞKİLER GELİŞTİRİLMİŞTİR”
Yani bundan sonra İsrail’in düşmanı bizim düşmanımızdır. Bunu bir sol hükümet yapsaydı ne olurdu? Cuma namazı sonrası eylemler olur muydu? Olurdu. Peki, şimdi ne deniliyor? Bir bildikleri vardır.Kısaca uluslararası sularda Türk bayraklı mavi Marmara gemisine saldırıp dokuz sivilimizi öldüren, yüzlercesini günlerce fizikî ve psikolojik işkenceye tabi tutan İsrail, Türkiye’nin özür dileme ve maktullerin yakınlarına tazminat ödeme şartlarını yerine getirmediği halde, Türkiye tarafından ödüllendiriliyor. Tek Müslüman üye ülke olarak, İslâm dünyasından ve Filistin’den gelen bütün uyarılara rağmen, İsrail’in OECD üyeliğini veto etmeyip onaylaması gibi. Kısaca söylemek gerekiyorsa, hem NATO’ya katılmasına hem de OECD üyeliğine Türkiye onay veriyor. Sol hükümetler bile buna onay vermemişti. Demek ki Türkiye, İsrail savaş uçaklarının amansız ambargo ve ablukasındaki Gazze’ye günlerce ateş yağdırdığı saldırısında İsrail’e karşı sert söylemlerle ya elimizle, ya dilimizle müdahale edeceğiz. Ya da kalbimizle mücadele edeceğiz dediği süreçte İsrail’e el altından ilişkiler geliştirilmiştir” dedi.