“TÜRKİYE SÖMÜRÜLMEYE DEVAM EDECEK”
25 Haziran 2014 09:43

“TÜRKİYE SÖMÜRÜLMEYE DEVAM EDECEK”

Saadet Partisi İlçe Başkanı Sami Aytaç, haftalık toplantısını parti binasında gerçekleştirdi.

Toplantıda açıklama yapan Aytaç; “ Türkiye ortak bir platformda buluşamadığı ve ortak bir ekonomi oluşturmadığı sürece sömürülmeye devam edilecek” dedi

 

Saadet Patisi İlçe Başkanı Sami Aytaç, parti binasında haftalık toplantısını düzenledi. Toplantıya parti yönetim kurulu üyeleri eksiksiz katılım sağladı. Toplantıda açıklama yapan Aytaç; “Yıllardır ülkemiz terör belasından bir türlü kurtulamadı. Özellikle Müslüman ülkelerde bu terör yıllardır devam ediyor. Neden hep terör olayları Müslümanların olduğu ülkelerde oluyor? Neden bu terörist gruplar İsrail’e saldırmıyor? Artık bazı gerçekleri görmeli ve uyanmalıyız. Bu terörist grupların kaynağına inmeden, desteklenicilerini deşifre etmeden bu soruların cevaplarını bilemeyiz. Gerçekten bu terör grupları İslam adına mı bu saldırıları yapmaktadır. Öldürdükleri Müslümanlar değil mi? İslam dünyası mezhepsel farklılıklarını bir tarafa bırakmayıp, ortak bir platformda buluşmadığı, ortak asker gücü, ortak bir ekonomi oluşturmadığı sürece, batı tarafından sömürülecektir. Her zaman mezhepsel savaşlara gebe kalacaktır. Sorun, İslam dünyasını toparlayacak olan bir liderin olmaması ve istihbarat örgütlerinin sürekli bu bölgede yönlendirici aktör olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye her ne kadar liderlik rolüne büründüyse de, var olan gücünü yeterince hesaplayamadı. Eğer Türkiye güçlü lider konumunda olmuş olsaydı, güçlü bir dış siyaseti becerebilmiş olsaydı, bugün Irak bu hale gelmezdi.

 

“NATO’NUN YENİ KONSEPTİ NE OLACAK”

İslam dünyasında yaşanan, Arap baharı ve BOP’un hayata geçirilmesi, hep bu uğurda yapılan çalışmalardır. Aslında AK Parti’nin sürekli iktidarda kalması, Müslümanların isyan edeceği yasaları çıkarması, Amerika’nın tam desteğini alması, ılımlı İslam’a verdiği hizmetle alakalıdır. Varşova paktı çöktüğünde bütün dünya merak ediyordu, NATO’nun yeni konsepti ne olacaktı. Yaşanan olaylara baktığımızda bu merakı da giderdi. Bugün ortaya çıkan tablo bize gösteriyor ki, hedef artık ulus devletleri ve kapalı ekonomi diye tarif ettiğimiz ulusal ekonomilerdir. Çünkü ulus ekonomisi ve ulusal üretim olduğu sürece, kapitalizm o ülkeyi Pazar yapamaz, mal satamaz.

 

“ÖZAL İLE BAŞLAYAN KÜRESELLEŞME BAŞBAKAN ERDOĞAN’LA ZİRVE YAPMIŞTIR”

Küreselleşme dediğimiz aslında tam da budur. Kapitalizmin pazarı olmak demek tek dünya devletinin bir parçası olmak demektir. Bu yüzden merhum Erbakan hoca, milli sanayi, fabrika yapan fabrikalardan bahsediyordu. Küresel dünyanın pazarı olacağına, kendi ekonominin patronu olmak demek, ekonomik ve kültürel anlamda özgürlüğüne ellerinde tutmak demektir. Ülkemize baktığımızda, Özal ile başlayan, küresel kapitalizm, başbakan Erdoğan ile beraber zirve yapmıştır. Tüketim çılgınlığı, bankaların karlılıkta ilk sırada olması, kredi kartı borçlularında ki artış ve sistemin sürekli borçlu üretmesi bunun açık bir delilinden başka bir şey değildir. Borçlanan vatandaş, bunalıma girmekte ve mutlu olmak adına daha fazla tüketimi tetiklemektedir. Bütün bunlar kapitalizmin, insanları köleleştirmesinden başka bir şey değildir.

 

“TOPRAK ALTINDAN LAV SİLAHLARI, MERMİLER ÇIKARTILIYOR”

Hemen her sabah erkenden birilerinin evi aranıyor, evde bulunan CD’ler, kitaplar, bilgisayarlar, özel notlar polislerce götürülüyordu. Hemen her sabah erkenden birilerinin evi aranıyor, birileri polis tarafından gözaltına alınıyor, ardından savcılığa sevk ediliyor, hemen sonrasında da büyük çoğunlukla tutuklanıyordu. Hemen her sabah erkenden yurdun bir köşesinde kazılar yapılıyor, toprak altından lav silahları, mermiler ve diğer mühimmat çıkarılıyor, bu sahneler birçok TV kuruluşu tarafından canlı olarak veriliyor ve yapılan operasyonların “ne kadar da haklı ve doğru olduğu” hafızalara nakşediliyordu. Hemen her gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları yapılan operasyonların ne kadar da doğru olduğunu anlatmak için demeçler patlatıyor, değerlendirmelerde bulunuyordu. Hatta ve hatta Başbakan Erdoğan, ben bu davaların savcısıyım bile dedi. O kadar, yani. Hemen her sabah gazete ve televizyonlarda, iktidara yakın gazeteci ve akademisyenler, “Bu davaların asrın davası olduğundan, demokrasinin kurtulduğundan dem vurdu.

 

“ERGENEKON DAVALILARI YENİDEN GÜNDEME GELDİ”

17–24 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarından hemen sonra birden her şey değişmeye başladı. Paralel yapı iddiaları, 30 Mart 2014 mahalli seçimleri propaganda çalışmaları dahil olmak üzere sık sık işlenmeye başladı. Halen de devam ediyor. Başbakan Erdoğan önce sokakta görse selam bile vermeyeceği Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu ile beklenmedik bir şekilde yakınlaştı. Ergenekon’da yeniden yargılama gündeme geldi. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurularda inanılmaz hızla hareket etmeye başladı. Tutuklu milletvekilleri ve eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ hapisten çıktı. Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargâh, Oda TV gibi davaların sanıkları ya da mahkûmları (Zira Balyoz Davası Yargıtay tarafından da onaylanmıştı.) Yüksek Mahkeme’nin hak ihlali kararıyla birer birer ya da topluca tahliye edildi.

 

“CD’LERİN, DOKÜMANLARIN HEPSİ Mİ YALANDI?”

Bu kadar da değil, Hapisten çıkan Hanefi Avcı, Toprak altındaki silahları kim bulduysa o silahları toprak altına gömenler de aynı kişiler diyerek yeni bir tartışmanın ateşini fitilledi. Ben kişisel olarak, suçu ispat edilene kadar kişilerin suçsuz olduklarına, yani masumiyet karinesinin sonuna kadar işletilmesi gereğine inananlardanım. İyi de: Allah aşkına söyler misiniz; bu bavul dolusu belgelerin, CD’lerin, dokümanların hepsi mi yalandı? Allah aşkına söyler misiniz, sorgulamaları yapan tüm Cumhuriyet savcıları o ifadeleri yalandan mı aldı, tamamen kasıtlı mıydı, tutuklama talepleri? Allah aşkına söyler misiniz; tutuklama kararlarını veren hâkimlerin tüm kararları mı hatalıydı? Tamam, hakim de hata yapabilir. Yanlış karar verebilir, ama tüm kararlarında, kasıt kokan hareketler mi mevcuttu? Allah aşkına söyler misiniz; hadi, hâkim kararlarını da geçtik; Yargıtay’ın kararları da aynı örgütün bir parçası mıydı? Tekrar tekrar söylüyorum, suçu sabit olmadıktan sonra kimsenin tutuklanması taraftarı değilim. Peki, ama heba olan bu yılları ne yapacağız? Bu durum milletle dalga geçmek değil de nedir” dedi

BENZER HABERLER
X