TÜRK GENÇLİK KURULTAYI
28 Nisan 2014 15:30

TÜRK GENÇLİK KURULTAYI

Gölcük Ülkü Ocağı Başkanı Taner Öncü, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığının 3 Mayıs 2014 Cumartesi günü Ankara’da gerçekleştireceği 2. Türk Gençlik Kurultayı öncesinde basın açıklaması yaptı.

Öncü, Kurultaya kendilerinin de katılacağını bildirerek 3 Mayıs tarihinin önemini de anlattı

 

3 Mayıs 1944’te Türk milliyetçileri milli olmayan bir ideolojiye milli tepki göstermenin bedelini tabutluklara atılarak ödedi. Bunların yanında geniş çaplı örneklendirmeler yapacak olursak Cumhuriyetimizin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!’ sözü vardır. Bununla beraber bir başka söz söylemek gerekirse Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ‘Benim de şahsi kanaatim mühim işlerimizi görecek şahsiyetleri ya tamamıyla Türk olan, yani temsil olunmuş ve kendisini Türk’ten başka bir şey saymayan veyahut da Türk ırkından gelen kimseler tarafından idare edilmesini uygun bulurum demiştir.

‘BU İŞTE BİR GARİPLİK VAR’

Neticede, bugün hücrelere tıkılan birçok Türk aydını gibi o da, bir TBMM’de biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız diye nutuk atan devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na, bir de devleti hücre hücre ele geçiren Türk ve Türkçülük düşmanı kadrolaşmaya bakıp ‘bu işte bir gariplik var’ demenin bedelini ödemişti! Hatta cumhuriyet tarihinin bu yaman çelişkiye feda ettiği ilk isimdi!

“BAHSETTİĞİ O ‘ELLERDEN’ BİRİ SABAHATTİN ALİ’YDİ”

Nihal Atsız belli ki, her fırsatta Türklüğü, Türkçülüğü’yle övünen bir başbakanın yönettiği ülkede, devletin içine hatta beynine Türk düşmanı virüslerin bulaşmasına göz yumulmaz diye düşünmüştü. Kendi halinde bir edebiyat öğretmeniydi. Devleti yönetenleri, yönettiklerini zannettikleri devletin hangi eller tarafından, neye dönüştürüldüğünden haberdar etmek istedi. Çıkardığı Orhun Dergisi’nde, bir ay arayla 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944’te başbakan Saraçoğlu’na hitaben iki açık mektup yayınladı. Bahsettiği o ‘ellerden’ biri Sabahattin Ali’ydi; hakkında yazdıklarından ötürü Atsız’ı mahkemeye verdi.

‘3 MAYIS 1944, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ’NİN SİYASAL BİR HAREKETE DÖNÜŞÜMÜN TEMELLERİNİN DE ATILDIĞI GÜN’

Biz o günleri yaşamadık tabii. Ama rivayet o ki, Nihal Atsız-Sabahattin Ali davasının 26 Nisan 1944’te Ankara’da yapılan ilk duruşmasında Türkçü yazara öyle büyük bir destek vardı ki; mahkeme heyeti salona ancak pencereden girebildi! O güne dair başka bir anekdot var ki çok daha önemli: Nihâl Atsızın mahkeme heyetine yönelttiği ‘Sabahattin Ali’den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? buna razı mı?’ sorusuna davacı olan Sabahattin Ali’nin cevabı sadece sessizlikti! Davanın ikinci duruşması yine Ankara’da Atsızın isteğiyle sonradan Türkçüler günü olarak kutlanacak olan 3 Mayıs 1944’te yapıldı. Gencecik bir edebiyat öğretmenine sahip çıkmak üzere Ankara adliyesinde buluşan Türk milliyetçileri başkenti mahşer yerine çevirmişti. Adliye binasının ne içine ne de dışına sığmayan coşkulu kalabalık kendisine yeni bir istikamet belirledi: Türkçüler ulus’a yürüyecekti. Polis, İstiklal Marşı’yla yola çıkan binlerce genci engellemek istedi. 165 üniversite öğrencisinin tutuklandığı o günü, Nihal Atsıza destek verenler arasında bulunan Alparslan Türkeş yıllar sonra şöyle anlattı: ’3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı. ‘3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinin siyasal bir harekete dönüşümün temellerinin de atıldığı gündü.

‘CUMHURİYET TARİHİNİN İLK CADI AVI’

Nihal Atsızı desteklemek üzere Ankara adliyesinden ulus meydanına yürüyenler bir bir fişlenmişti. Cumhuriyet tarihinin ilk “cadı avına girişildi. ‘Düzen düşmanı’ olduğu iddia edilen birçok aydın mahkemelere sevk edildi, iddiaya göre hepsi darbeciydi! Davanın savcısının kim olduğunu Türkiye 19 Mayıs 1944’te öğrendi. İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kimliğiyle yaptığı konuşmada, Türk milliyetçileri hakkındaki hükmü verdi. ‘Turancılar, Türk milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, Türk milletinin mukadderatını teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar genç çocukları ve saf vatandaşları, aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır. Şimdi vatandaşlarımdan iki suale zihinlerinde cevap bulmalarını isteyeceğim: Irkçılar ve Turancılar gizli tertiplerle teşkillere başvurmuşlardır. Niçin? Kandaşları arasına gizli fesat tertipleri ile fikirleri memlekette yürür mü? Hele doğudan batıdan ülkeler, gizli turan cemiyeti ile zapt olunur mu? Bunlar o şeylerdir ki devletin kanunları ve esas teşkilatı ayakaltına alındıktan sonra başlanabilir. Şu halde yaldızlı fikirler perdesi altında doğrudan doğruya cumhuriyetin, büyük millet meclisinin mevcudiyetinin aleyhinde teşebbüsler karşısındayız.’ demişti.

TÜRKÇÜLER TERÖRİST İLAN EDİLDİ’

Böylece Türk milleti konjonktürle tanıştı! O günlerde bölgede ‘okyanus’ değil de Karadeniz ötesi’ etkindi ve onların güdümünde hazırlanan T.K.P. merkez komitesi broşürüne göre en büyük tehlike Türkçülük olarak belirlenmişti! Nitekim yeni müttefikinin gözünde meşruiyet kazanmak isteyen primitif eş başkan, 18 Mayıs 1944 günü yayımlanan bir resmi tebligatla Türkçüleri ‘terörist’ ilan etti. Teşkilâtıesasiye kanunumuzun tespit ettiği esaslara aykırı olarak ırkçılık turancılık gayeleri güden, son zamanda faaliyetleri bu yolda tertibat aldıkları görülen bu kimselerin bu günkü rejimimize ve vatandaşlarımızın hakiki milliyetçilik hislerine aykırı umdeleri ve bu umdelere zarar vermek için gizli cemiyetlere faaliyet programları ve kendilerini gizli tutmaya mahsus şifre ve parolaları vardı. Türk milliyetçilerini ırkçı, kafatasçı, marjinal ve hatta terörist ilan edenlerin, hemen her gün karalamaya çalıştıkları tek parti dönemini rehber almaları ne manidardır!

TABUTLUKLARA ATILDILAR’

İsmet İnönü’nün nutkundan vazife çıkaranlar icraata geçmekte gecikmedi. Nihal Atsız başta olmak üzere devrin önde gelen bilim, fikir, tıp adamları, subayları tabutluk denilen yarım metrekarelik alanlara tıkıldı; bu onları diri diri gömmek gibi bir şeydi. Türkçülük-Turancılık davası sanıklarına reva görülen zulüm engizisyon devrinden beterdi; 250–500 mumluk ampuller altında bekletildiler, vücutları kanırtıldı; çoğu sonunda beraat ettikleri davanın izlerini hayatları boyunca vücutlarında oluşan yaralarda, sakat kalan uzuvlarında taşıdı. 7 Eylül 1944 günü başlayan ve haftada 3 gün görülen, Irkçılık-Turancılık davasında Türk milliyetçileri tam 65 oturum boyunca canlarını fedaya hazır oldukları devlete kast etmek gibi bir niyetleri olmadığını ispata çalıştılar!

‘13 SANIK BERAAT EDERKEN, 10 SANIK TUTUKLU KALDI’

Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Nurullah Barıman, Zeki Özgür Sofuoğlu, Fazıl Hisarcıklı, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, Saim Bayrak, İsmet Rasim Tümtürk, Cihat Savaş Fer, Muzaffer eriş, Fehiman Altan, Yusuf Kadıgil, Cebbar Şenel, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek, Cemal Oğuz Öcal, Said Bilgiç olmak üzere toplam 23 sanığın yargılandığı dava 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlandı 13 sanık beraat ederken Nihal atsız ile birlikte mahkumiyet alan Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal olmak üzere 10 sanık da 26 ekim 1945’e kadar tutuklu kaldı.

TARİHİ BERAAT GEREKÇESİ’

Temyiz sürecinde askeri Yargıtay, ‘1 numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafsızlıktan ayrılmıştır. Mahkeme 2 numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından görülmelidir’ diyerek kararı bozdu. Bilmem bugün aynı uygulamaya gidenlere ibret olur mu, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilen atsız ve arkadaşları da hüküm giymedikleri bir cezayı yok yere peşin peşin çekmiş oldu! 2 numaralı sıkıyönetim mahkemesi, 3 Mart 1947’de ‘bu nümayiş milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir’ diyerek bütün sanıkları beraat ettirdi. Mahkemenin kararı, bugünün mozaikçilerine, etnikçilerine öngörüyle verilmiş bir cevap gibiydi: ‘Her milletin içindeki azınlıklar, o milletin hakim ırkının adını alır. Fakat o millet içinde ayrı ırklardan bahsedilemeyeceği anlamına gelmez.

İDDİANAME DEĞİL HUKUK GARABETİ’

’Bu dava; gizli cemiyet, şifre, parola, telsiz, hükümet darbesi, vatan ihaneti gibi efsanelerle dünyayı velveleye veren şahsî düşmanlarının, boş ve hayali iddialarını zorla ispat etmek için masum insanlara, gerçek yurtseverlere savurdukları iftiraların davasıdır’ diyen Nihal Atsız’ın savunması, ‘konjonktür gereği’ idam edilmeden önce ‘Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!’ diyen kemal bey’inkinden farklı değildi. Kimseden haksız bir yere bir şey talep etmiyoruz. Atalarımızdan kalan mirasın mefahirimizin gömülü olduğu toprakların bizim olması ülküsünü kalbimizde taşıyoruz. Oraları unutmamak istiyoruz. Ben bunları şahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik veya apartman alacak değilim. Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı da kimse bana vatan haini diyemez, bu çirkef iftirayı iadeye de tenezzül etmiyorum. Kimin hain kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir, hatta etmiştir bile’ demiştir.

 

‘2. TÜRK GENÇLİK KURULTAYINDA SİZ DEĞERLİ TÜRK GENÇLERİNİ DE ARAMIZDA GÖRMEKTEN MUTLULUK DUYARIZ’

Gölcük Ülkü Ocağı Başkanı Taner Öncü, 3 Mayıs 1944 yılında gerçekleşen Milliyetçilik olaylarını anlattıktan sonra son olarak şunları dile getirdi; “Değerli vatandaşlarımız yaşanan bütün bu hadiselerden sonra sizlere şunu söyleyebilirim ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk korku imparatorluğuna dönüştürülme girişiminin, Cumhuriyet Tarihinde Cumhuriyet’in kuruluş ideolojisi olan Türk Milliyetçiliğini ilk yargılama girişiminin yıldönümünde Türk Milliyetçileri olarak 3 Mayıs 2014 tarihinde Ankara’da bir araya geleceğiz. 2 Mayıs Cuma gecesi saat 00.00’da Gölcük Ülkü Ocağı’nın önünden hareket edecek olan otobüsümüzle sabaha karşı Ankara’ya ulaşacağız. İlk önce Ankara Beş Tepede bulunan Başbuğumuzun kabrini ziyaret edeceğiz, daha sonrasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mezarının olduğu Anıtkabir’i ziyaret edeceğiz. Son olarak ise Ankara’da bulunan Arena Stadyumunda şenlikle yapacağız. Gerçekleştireceğimiz 2. Türk Gençlik Kurultayında siz değerli Türk Gençlerini de aramızda görmekten mutluluk duyarız” dedi.

BENZER HABERLER
X