Aytaç; Amaçları Milli Görüşü yok etmek!
Saadet Partisi İlçe Teşkilatı haftalık toplantısını parti binasında gerçekleştirdi. Saadet Partisi İlçe Başkanı Sami Aytaç; “5. Olağan büyük kongremizi yaptık.
Eğer partimiz kapanmasaydı bugün 20. Genel Kurulumuzu yapmış olacaktık. Bizi yok etmek istediler ama başaramadılar” dedi
Saadet Partisi İlçe Başkanı Sami Aytaç, parti binasında haftalık toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya Saadet Partisi İlçe Yönetimi eksiksiz katılım sağladı. Başkan aytaç toplantıda yaptığı açıklamada; “Kongremizin partimize, camiamıza ülkemize ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Biz milli görüş hareketinin 5’inci partisi olarak 5’inci olağan kongremizi icra ettik. Partilerimiz kapatılmamış olsaydı geçtiğimiz pazar günü biz Ankara’da 20’inci olağan kongremizi yapıyor olacaktık. Bundan önceki 4 partimiz hukuk dışı yollarla kapatıldı. Hedef milli görüşü yok etmekti, ama başaramadılar. Onların hep bittiği sandığı anda biz çelikleşerek büyüdük. Ankara’daki coşku bunun en büyük örneğidir.Biz her şey Türkiye için diyemeyiz. Allah rahmet etsin Erbakan Hocamız bu yüzden her konuşmasında 65 milyon Türkiye, 1,5 milyar İslam âlemi ve 6 milyar insanlığın saadeti için çalışmamız gerektiğine vurgu yaptı. Hocamız bu sözleri iş olsun diye söylemiş değildir. O hayatıyla bize örnek olmuş ve insanlığın saadeti için çalışmış bir liderdir. Coğrafyaları haritalarda görmekle olmuyor. Coğrafyaları koklamak lazım, coğrafyalarda yürümek, coğrafyaları hissetmek lazımdır. Sizde Mescid-i Aksaya girişte Siyonist İsrail askerlerinin yaptığı zulmü görmeden Kudüs’ü anlayamazsınız.
‘KUDÜS KİMİN ELİNDEYSE O ÜSTÜNDÜR’
Bu gün Filistin’de durum nedir dersek, Kudüs kimin elindeyse o üstündür. Hakkın elindeyse hak üstün demektir. Eğer Kudüs esirse biz esiriz demektir. Mescid-i Aksanın özgürlüğü bizim özgürlüğümüz demektir. Ümmet bu kelepçelerden kurtulmalı; özgürlüğümüz plazalarda, yatlarda, banka hesaplarında geziyor. Müslümanlar dünyevileşiyor, eğer dünyevileşirsen asla özgürleşemezsin. Zira Kudüs ne zaman Siyonistlerin emperyalistlerin eline geçti Kudüs’te zulüm başladı. İslam coğrafyası sefalet ve yoksulluk içerisinde. Tüm İslam toprakları işgal altında ve biz dünya liderliğinden bahsediyoruz. Biz Filistin’e giderken eğer Tel Aviv’e uğramadan gidemiyorsak ya da bir yıldır Gazze’ye gideceğiz deyip gidemiyorsak burada dünya liderliğinden bahsedemezsiniz.
‘ERBAKAN HOCA’YI ES GEÇEMEYİZ’
Filistin davasını anlatırken Abdülhamit Han’ı, Erbakan Hoca’yı es geçemeyiz. Abdülhamit Han’a yapılanın aynısı 28 Şubatta Erbakan Hoca’ya yapıldı. 12 Eylül Kudüs mitinginden sonra yapıldı. Yine 28 Şubatta Filistin’den sebep yapılmıştır. Zira 28 Şubatı yapmasaydılar Filistin’in işgal altından kurtulacağını biliyorlardı. Filistin davası Milli Görüş’ün yüreğidir. Bunlar her ne kadar darbe görünse de bizim için birer şeref madalyasıdır Uhreviyeti anlamak için Mekke ve Medine’yi anlamak yeterlidir. Ama Emperyalizmi Siyonizm’i anlamak için ise Kudüs’ü anlamamız gerekir. Yine Kıbrıs’ı anlamamız, Bosna Hersek’i, Çanakkale Destanı’nı anlamamız gerekir.
‘ÜLKEMİZ HALA BATIYI ÖRNEK ALIYOR’
Yüzyıllar boyu dünyaya her alanda örnek olmuş, bugün var olan Batı medeniyetinin temellerini atmış Müslümanları barbar ilan edenlerin ülkemiz insanına ulaşılması gereken hedef olarak takdim edilmiş olmasına, yani, medeniyetin temelini atmış bir medeniyetin mensupları için barbarların ulaşılması gereken ideal hedef olarak sunulmuş olmasındaki çelişkiye dikkat çekmek istiyorum. İslamiyet’i gerileme sebebi olarak takdim edenlerin İslam dünyasında birtakım zayıf karakterliler üzerinde etkili olması sonucu kendi medeniyet değerlerinden utanan bir kesim oluşturulmuş olduğunu görmek durumundayız. Bunu görmeliyiz ki, hâlâ İslam dünyasında adaletin teessüsü için Batı’yı örnek almak gibi çarpık anlayıştan kurtulalım.
‘200’ÜN ÜZERİNDE İHVAN MENSUBU İDAM CEZASINA ÇARPTIRILDI’
Bunu görüp yeni bir değerlendirmeye yönelemediğimiz sürece dünyanın her köşesinde katledilen, evleri başlarına yıkılan ve doğup büyüdükleri yurtlarından sürülenlerin neden Müslümanlar oluşunun gerçek sebebini göremeyiz. Mısır’da seçilmiş bir yönetime yönelik darbecilere ABD ve yandaşlarının neden destek verdiğini anlayalım. Bununda ötesinde darbeciler tarafından bin 200’ün üzerindeki İhvan mensubunu idam cezasına çarptırılmış olması karşısında Hıristiyan dünyasının sessiz kalışının sebebini de doğru olarak görebilelim. Görelim ki artık Batılılar Müslümanların kökünü ya doğrudan kendileri kazımaya çalışıyorlar ya da Müslüman ülkelerdeki yandaşları eliyle bu işi yaptıklarını bütün çıplaklığı ile öğrendik.
‘BATI’NIN KAYITSIZLIĞINI DOĞRU DEĞERLENDİRELİM’
Batılıların Müslüman kanına doymadıkları doymayacaklarını tespit edelim. Batı Afrika’da yaşananları, Myanmmar’da Budistlerin Müslümanlara yönelik katliamlarını, Libya’da, Irak’ta, Suriye’de, Pakistan’da, Bangladeş’te yaşananların gerçek sebebini görelim. Artık, barbarların İslam’ın adaleti esas alan medeniyetine tahammülleri olmadığını, bunu yok etmekten vazgeçmeyeceklerini anlayalım. Filistin’de Müslümanların kendi yurtlarında nasıl hapishane hayatı yaşadıklarının farkına varalım, bu katliam ve zulme barbar Batı’nın kayıtsızlığını doğru değerlendirelim.
‘GÖZYAŞI DÖKMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Yeryüzünde Hakk’ın karşısında tüm renkleri ile batılın tek cephe oluşturduğunu, bu cephe karşısında da Müslümanların vakit geçirmeden tek cephede toplanması gerektiğini idrak edelim. Edelim ki, batıl cephesi kendisini karşı konulamaz bir güç olarak görme sevdasından vazgeçsin. Bunun için hakka tabi olanların batıl cephesi karşısındaki psikolojik eziklikten kurtulması, gerçek barbarların batıl cephesinde toplandığının görülmesi yeterlidir. Kısacası, artık barbar Batı dünyasının katliamları karşısında üzüntü duymak, gözyaşı dökmekten kurtuluşun yolunun İslam dünyasının birliğinden geçtiğini idrak etmek durumundayız. Yoksa gözyaşı dökmeye devam ederiz. Elimizden de başka bir şey gelmiyor ezikliğini yaşamaya devam ederiz.
‘KATLEDİLEN 8 TÜRK’ÜN HESABINI VERİN!’
Almanya Cumhurbaşkanı’na Cumhurbaşkanı Gül gerekli cevabı vermişti. Arkasından Başbakan Erdoğan’ın Sizin aklınıza ihtiyacımız yok. Aklınızı kendinize saklayın. Neonazilerin katlettiği 8 Türk’ün hesabını verin şeklindeki çıkışı özlenen bir tavırdı. Elbette, gerektiği anda gerekli cevabı vermek bir kişilik ifadesidir ama bu çıkışlara paralel karşı hamleler gerçekleştirilemediği sürece, söylenenlerin giderek ağırlığı kalmayacaktır. Söz gelimi AB ülkelerinin ülkemize yönelik eleştirileri sadece Almanya Cumhurbaşkanı’nın eleştirilerinden ibaret değildir.
‘AB’YE GİRİŞ VAZGEÇİLMEZ BİR HEDEF’
Bazı AB ülkelerinin siyasileri Türkiye’nin AB içinde yeri olmadığını sıkça açıklıyorlar, arkasından da kendilerine göre birtakım teklifler ortaya atıyorlar. Bu tekliflerin başında Türkiye’nin AB’ye alınmaması, buna karşılık kapıdan uzaklaştırılmaması anlamına gelen özel statü olarak nitelendirilebilecek bir teklif geliyor. Buna rağmen 12 yıldır ülkemizi yönetenler eleştiriler karşısında zaman zaman öfkelerine hakim olmayarak sert çıkışlar yapıyorlar. Haklı çıkışlarının ardından yeniden AB kapısından ayrılmayarak müzakerelerde yeni fasılların açılması gerektiğini tekrarlayıp duruyorlar. Yani, tüm iteklemelere, bizi kendilerinden biri kabul etmemelerine rağmen AB’ye giriş vazgeçilmesi mümkün olmayan bir hedef olarak sürdürülüyor.
‘AB, NORMLARINA ULAŞABİLMENİN MÜCADELESİ VERİLİYOR’
AB, normlarına ulaşabilmenin mücadelesi veriliyor. İşte bu tavır bir çelişki olarak devam ediyor. AB ülkelerinin yöneticilerinden gerçekten alınıyor, bunları iç işlerimize müdahale olarak görüyorsak, buna karşı sadece tepki vermekle yetinmenin fazlaca bir anlamı kalmıyor. Madem bizi AB ve ABD yöneticileri sürekli olarak eleştiriyor, bize şekil ve yön vermeye kalkışıyorlar bu da bizim gücümüze gidiyor. O zaman karşı bir hareket tarzı geliştirmek gerekmez mi? Niçin hâlâ AB’ye gireceğiz diye çırpınıp dururuz?
‘NİÇİN HÂLÂ AB’YE GİRECEĞİZ DİYE ÇIRPINIP DURURUZ?’
Mesela niçin hiç olmazsa yıllar önce AB ile imzalanmış olan Gümrük Birliği Anlaşması’nı rafa kaldırma yönünde harekete geçmeyiz. Çünkü AB’ye kabul edilmeden katlettiği 8 Türk’ün hesabını verin Yani, onlara şirin görünmek adına aleyhimize bir anlaşmaya imza atmış olmamız bile dikkate değer görünmüyorsa bizim karşı bir hamle yapmamız gerekmiyor mu? Mecbur muyuz AB’ye? Mecbur olduğumuz düşünülüyorsa AB sevdalılarının bu mecburiyetin sebebini topluma izah etmek durumundadırlar. Bu izahat yapılmadan ve fiili olarak karşı bir hamle geliştirmeden arada bir sert çıkışlar yapmak toplumumuzun öfkesini yatıştırma hamlesinden öte bir anlam ifade eder mi?
‘TÜRKİYE BUNU DAMI GÖRECEKTİ?’
İnsan yaşadıkça nice garip olaylara şahit oluyor. “Bunu da mı görecektik?” dedirten hadiselerle karşılaşıyoruz. Bu anlamda İslâm dünyasında bir ilk gerçekleşti ve 21. 4. 2014 günü Ateizm Derneği kuruldu. Şimdi, İslâm ve şehit kanıyla yoğrulmuş olan bu topraklar üzerinde yapılanın ne anlama geldiğini daha iyi anladınız sanırım. İstanbul Valiliği Dernekler Müdürlüğü’nün, Müslüman bir ülkede zihinleri bulandıracak, yeterli İslâmî birikimi olmayan saf zihinleri iğfal edecek nasıl bir derneğe izin verip yasal koruma altına aldığını görüyor musunuz?
‘MEHMET ALİ ŞAHİN’İN GAFLET ÜRÜNÜ OLAN AÇIKLAMASINA ŞAHİT OLDUK’
Bu düşündürücü gelişme karşısında AKP’nin 2. adamı olduğu söylenen Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in tam bir gaflet ürünü olan açıklamasına şahit olduk: “Bunun Türkiye’de özgürlük alanının, başkalarının yaşam tarzına müdahale edilmediği zaman nasıl geliştiğini göstermesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Düşünce özgürlüğü, yaşam tarzı bahanelerine sarılarak işin ulaştığı boyuta dikkat ediyor musunuz? AB müktesebatı diyerek bu derece taviz vermenin sonu nereye varır? Bizim kırmızı çizgilerimiz olmayacak mı? Bir kişi evinde, özel hayatında istediği gibi inanır veya yaşar. Ama konu toplumun genel kabul görmüş inanç ve hayat tarzına zarar verecek noktaya ulaştığı zaman işin şekli değişir. İşte, söz konusu dernek, internet ve basın üzerinden propagandasını yapmaya başladı. Böyle bir gidişatın ülkeyi kaosa sürükleyeceği açık değil mi?
‘HANGİ MİLLETİN EVLADISIN?’
Osmanlı atalarımız hak ve adalette, hayır ve iyiliklerde İslâm dünyasına ve insanlığa öncülük etmişlerdi. Ya bugünkü AKP Hükümeti’nin yaptıkları ise Faiz dünya gerçeğidir diyen bunlar, İslâm dünyasına laiklik pazarlamaya kalkan bunlar, Domuzu kasaplık hayvan statüsü kazandıran bunlar, Anne sütü bankası ile nesillerin genleri ile oynamak isteyen bunlar, Gay ve Lezbiyenlere dernek kurma izni veren bunlar, Ceza Yasası’ndan zinayı suç kapsamından çıkaran bunlar, Halk camisini kendisi yaparken, kilise ve havraları restore etmek adına halkın kesesinden astronomik masraflara girişen bunlar, AB uyum yasası çıkarıp Türkiye’nin Avrupaî hayata adapte olması için AB Bakanlığı kuran bunlar. Şimdi ataizm derneğini kurdular. Bunlara Erbakan Hoca duyarlılığı ile hitap etmek istiyorum.
‘NEYİ BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUN?’
Sen hangi milletin evlâdısın? Neyi bırakıp nereye gidiyorsun? Deli misin sen? Millet olarak bizim en orijinal özelliğimiz Müslümanlığımız. Tarih boyunca bu değerlerle var olmuş, bu değerlerle sıkıntılarımızı aşmışız. İslâmî hassasiyetlerimiz bizi dünyaya öncü yapmış. Şimdi ise, o değerler üzerinde şüpheler oluşturacak girişimler yapmak, kendi kalemize gol atmaktan başka ne ile izah edilebilir? Her şeye müsaade edebiliriz ama Rabbimiz, İslâm ve bununla ilgili değerlerimiz üzerinde şüphe oluşturmayı asla olmaz. Buna izin verenlerin akıbetlerini iyi takip edin, Herkes ne yaptığını bilerek adımlarını atmalıdırlar” dedi.