‘Daha yüksek sesle ifade etmeye başladık’
22 Kasım 2016 12:43

‘Daha yüksek sesle ifade etmeye başladık’

Saadet Partisi İlçe Teşkilatı haftalık toplantısında konuşan İlçe Başkanı Yaşar İsmail Yıldız, “Elli küsur yıldan beri AB kapısında bekletilmenin, Türkiye için artık kabul edilemez olduğunu daha yüksek sesle ifade etmeye başlad

Saadet Partisi İlçe Teşkilatı haftalık toplantısı, parti binasında yapıldı. Toplantıda konuşan Saadet Partisi İlçe Başkanı Yaşar İsmail Yıldız, “Son birkaç gündür, AB’ye karşı Şanghay İşbirliği Örgütü’nü tekrar konuşmaya başladık. Elli küsur yıldan beri AB kapısında bekletilmenin Türkiye için artık kabul edilemez olduğunu daha yüksek sesle ifade etmeye başladık. 28 üyeli AB’ye sonradan dâhil olanların çoğunluğu eski Varşova Paktı üyeleri. Onların birlik üyesi olup, Türkiye’nin kabul edilmeyişinin, aslında herkesçe bilinen gerekçeleri var. Ancak kimse bunu ifade edip komplocu olmak istemiyor. Şanghay İşbirliği Örgütü, Nisan 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kurulmuş bir organizasyon. Türkiye’nin bu örgüt ile olan ilişkisi şu an için sadece diyalog ortaklığıdır” dedi.

‘AB’Yİ KENDİ GÜNDEMLERİNİN MERKEZİNE ALMIŞLAR’

Yıldız, devamında; “Türkiye, son tartışmalarla Şanghay İşbirliği Örgütü’nü, AB’ye alternatif gibi sunsa da acaba bunu AB’ye karşı koz olarak kullanılıp, üyelik sürecinin hızlandırılması mı hedefleniyor, emin değilim. Çünkü AB’ye verilecek en önemli mesaj, AB Bakanlığı’nı kaldırmaktır. Bunu yapmadan, AB’ye yapılan salvolar ne denli etkili olur bilemiyorum. İki tane dışişleri bakanımız var. Her ikisi de AB’yi kendi gündemlerinin merkezine almış durumda. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tekrar gelirsek, kurucu iradeye sahip Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi iki ülke. Dolayısı ile mevcut BM sistemine alternatif üretecek durumda değiller. Halk arasındaki deyimle tuzları kuru. Şanghay İşbirliği Örgütü’ndeki diğer üyeler Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın Rusya ile olan bağımlılık ilişkileri ortadadır. Putin, Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde, ‘Tek kutuplu dünya kabul edilemez’ demiş ve birliğin varoluş sebebini ortaya koymuştur” dedi.

‘DOĞU’NUN VESAYETİ ALTINA GİRİLMESİ ANLAMINI TAŞIR’

Bütün bunların, örgütün Çin ve Rusya tarafından şekillendirildiğini ve hedefin yeni bir güç merkezi oluşturma niyeti olduğunun açıkça ortaya konduğunu belirten Yıldız, “Türkiye, bu birlikle ilişkilerini geliştirdiğinde, içinde bulunduğu krizi aşabilir mi? Kısa vadede evet, ancak uzun vadede şimdi AB ile yaşadığı sorunları farklı versiyonlarıyla orada da yaşayabilir. Rusya’nın Ermenistan, İran ve Suriye ile olan yakın işbirliği stratejisi, bütün sınırlarımızda Rusya ile komşu olmak gibi bir sonucu beraberinde getirdi. Bu durumda aynen ABD’nin kuşatma harekatı gibi bölgesel ve küresel güç olma irademize set vurmak gibi bir sonuçla karşı karşıya kaldık. Çünkü irademiz dışında şekillenen her ortaklık, aynı şimdi Batı dünyası ile olan ilişkilerde olduğu gibi, bu sefer Doğu’nun vesayeti altına girilmesi anlamını taşır. Oysa her ikisi de Türkiye için tek doğrular olarak kabul edilemez” dedi.

‘D-8 AKTİF HALE GETİRİLMELİDİR’

Yıldız, “Turgut Özal’ın öncülüğünde şekillenen, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, 1992 yılında ilk kurulduğunda aslında doğru bir adım atılmıştı. Sovyet Rusya sonrası boşluğa düşen eski demir perde ülkelerine farklı bir alternatif sunulmuştu. Önemli bir adımdı ama yine Batılı dostlarımızın girişimleriyle sulandırılmıştı. Bir diğer önemli girişim ise D-8’dir. 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın çok doğru bir diplomatik açılım olarak ortaya koyduğu bu örgüt, Türkiye’nin kurucu iradesi ile hayat bulmuştur. Türkiye’nin yapması gereken kurucu iradesine sahip olduğu bu tür oluşumları canlandırmaktır. Bunun dışındakiler hiçbir zaman beklenen faydayı sağlamayacaktır. D-8 mutlaka aktif hale getirilmelidir” dedi.

‘NİHAİ ÇIKIŞ YOLLARI DEĞİLLER’

Eski TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in dahi, D-8’nin ne anlama geldiğini, nasıl bir organizasyon olduğunu kabul etmek zorunda kaldığını belirten Yıldız, konuşmasının sonunda; “4 Ekim 2011 tarihinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen D-8 2. Sanayi Bakanları ve 6. Sanayi İşbirliği Çalışma Grubu Toplantısı’nda Boyner, D-8’in önemli bir özelliğinin, ‘Acil ortaya çıkan bir ihtiyaca dayalı olarak değil, uzun vadeli bir vizyonun sonucu olması olduğunu’ belirtmişti. Boyner, diğer ayırt edici özelliğinin ise ‘Üye ülkelerin fiziksel konumları itibarıyla da anlaşılacağı üzere, bölgesel işbirliğine değil, küresel işbirliğine odaklanmış bulunması olduğunu’ belirtmişti. Sonuç itibari ile ne AB ne de Şanghay İşbirliği Örgütü, Türkiye için nihai çıkış yolları değildir. Her ikisiyle de işbirliği olanaklarını sonuna kadar kullanabilen bir dış politik iradeye ihtiyaç var. Ancak Türkiye, tarihi dokusunu özümsemiş, herkesle diyaloga açık, dayatmaları reddeden, kendi doğruları ile azami düzeyde hareket etmeyi kendisine ilke edinmiş bir siyaset stratejisi ortaya koyamadığı müddetçe, sonuç değişmeyecek ve mutlaka bir şemsiye tercihi yapmak durumunda kalacaktır” dedi.  Fahri HANER

BENZER HABERLER
X